10.07.2010

3D evren video



(Videoyu Türkçe altyazılı izlemek için View subtitles yazan yere tıklayıp Turkish seçeneğine basın ve sonra videoyu başlatın.)

Son 12 yıldır Carter Emmart bilim adamlarının, sanatçıların ve programcıların çalışmalarını evrenin 3 boyutlu bir canlandırmasını yapmak için koordine ediyordu. Bu hayran bırakan geziyi sunuyor ve bunları dünyadaki diğer kurumlar ile nasıl paylaştığını anlatıyor.

19.06.2010

Bağımlı Bir Kişiliğiniz mi Var?



“İlle de birisinin gelip seni kurtarmasını mı bekleyeceksin?” “Sen bunu yapabilirsin”, “Başarabilirsin”, “Güçlü ol”, “Azimli, kararlı ve istikrarlı ol’… demesini mi bekleyeceksin hayatın boyunca?” Birisinin gelip seni kurtarmasını bekleme! Bu olgunun arkasına sığınma. Bunun adı kaçıştır.” diye bitirmişti psikoloğum son terapimizi. Anlamıştı kendisine yaslandığımı… Onsuz yapamadığımı… Tutunduğum, destek bulduğum her kişi gibi, psikoloğum da çekilmişti hayatımdan. Hem de her şey yoluna girerken…

Haklıydı belki. Tüm ömrünü bana ayıracak değildi elbet. Buna rağmen yine de incinmişti ruhum. İstediği anda bitiremezdi. “Buraya kadar” diyerek kesip atamazdı. Tüm yaşantımı didikleyip, her şeyime ortak olduktan sonra, beni böyle bırakamazdı. Ben buna hazır değildim. En azından sormalıydı bana: “Bitirmek istiyorum, sen ne dersin?” diye. Bana en ağır geleni de buydu belki: Benim de fikrimin alınmayışı…

Adam yerine konulmayışım, değersizlik, hiçlik ve aitlik duygularını tatmadan geçirdiğim geçmişimi bilmesine rağmen, psikoloğum da aynı şeyi yapmıştı. Niyet aynı olmayabilirdi; lakin beni tanıyordu. Bu durumun beni ne kadar acıtacağını hiç mi düşünmemişti? Böyle mi bitmeliydi?

Kişisel Ataleti Yenmek


Kişisel Ataleti Yenmek

Kısa boylu ve zayıf bir genç yanında duran uzun boylu ve iri yapılı kuzenine dönerek “ben senin yerinde olsam, dünya ağır siklet boks şampiyonu olurdum” dedi. Bunu duyan kuzeni dönerek şu cevabı verdi: “Seni dünya hafif siklet boks şampiyonu olmaktan alıkoyan ne?”

Hepimizin, fıkradaki genç gibi, kendi şartlarımızda elimizden gelenin en iyisini yapmak yerine, “başkalarının yerinde olsaydık” neler yapacağımıza odaklandığımız zamanlar olmuştur. Bizi böyle düşünmeye yönlendiren nedir?

Davetçiyi bekleyen tehlike


ATALET

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a sonsuz hamdler
O'nun elçisi Muhammed Mustafa (sav)’ya pak ehline sahabelerine ve bütün takipçilerine salât ve selam olsun.
Cenabı Allah'ın Âdemoğluna yüklemiş olduğu yük çok yüce ve ağır bir yüktür. Bu yükü omuzlayacak olan Allah âşıklarının çok donanımlı bir azık edinmeleri ve bu meşakkatli yolda çok metin adımlar atmaları zaruridir. Çünkü yüklenen dava Allah'ın davası olduğundan bu davanın önünde şeytan ve taifesi nice engeller oluşturmak isteyeceklerdir. İslam davasının önderi Resulullah (s.a.v.)’ın öğretisi ile adımlarını atan Allah âşıkları önlerine çıkan nice engelleri ve sıkıntıları aşmak için yakini bir imanın verdiği coşku ile kendilerini daima takviye etmelidirler.
Şunu unutmamak gerekir ki Resulullah (s.a.v.)’ın yakın arkadaşları olan sahabelerin bile muhtaç oldukları bu takviye unsurları asla ihmal edilmemelidir. İşte bu takviye unsurlarından biri de; sürekli sa'y ve gayret içinde bulunma halidir. Davaya hizmeti kendisine vazgeçilmez bir görev bilen Allah âşıklarının bu hizmeti; çalışmadan didinmeden zahmet çekmeden atıl bir durumda kalmakla sürdürmek mümkün değildir. Yine bilinmelidir ki İslam davasına hizmette ve bu davayı yaymada dava erleri için en büyük tehlikelerden biri atalet (tembellik) hastalığına müptela olmalarıdır. Bu hastalık kalıcı olumsuzluklara neden olduğu için Allah Resulu bazı dualarında ısrarla tembellik ve ataletten Allah'a sığınmıştır. İşte bu tembellik sıkıntılarını aşmak için tembelliğe neden olan faktörleri ve bu olumsuzlukları giderebilme çarelerini bilmek ve anlamak gerekiyor. Bu konuda Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin "Zindan-ı atalete (tembellik zindanına) düştüğümüzün sebebi nedir?"(Münazarat) sorusuna cevap niteliğinde yapmış olduğu açıklamalar çok yararlı ifadeler içermektedir.
Bu izahatlar çerçevesinde atalete götüren nedenlerle bu nedenlerden kurtuluş çarelerini ifade edelim:

Davetçiyi bekleyen tehlike(devam)


Kainatın Rabbi Yüce Allah'a sonsuz hamdler O'nun Resulü Muhammad Mustafa (sav)'ya ve Ehl-i Beytine sayısız salat ve selamlar olsun.
Günümüzün şer güçlerinin İslâm davetçileri ve İslâma kendini adamış hizmet erlerine yönelik çok sinsi planları vardır.
Bu amaçla İslâm davetçilerini pasifleştirmek ve atıl bir duruma düşürmek için özellikle basın-medya yoluyla çok yoğun olumsuz propagandalar yürütülmektedir. Şeytan taifesinin bu çabası daha çok davetçilerin mücadele azimlerini kırmak ve hizmetlerini azaltmaya yöneliktir.
İslam davetçilerinin şeytan ehlinin bu uğraşları karşısında daha bir uyanık ve dikkatli olmaları vazgeçilmez bir zaruret olmuştur. Sürdürülen bu oyun ve tuzaklar karşısında; fedakarlık azim ve gayretten geri adım atılmamalı ve hizmet için her imkan kullanılmalıdır. Zira Allah'ın huzuruna alnı ak biçimde çıkmanın yolu da budur.

Şimdi kaldığımız yerden devam edelim...

Hastalığımız TEMBELLİK


ZİNDAN-I ÂTÂLET




İslâm dünyasında Müslümanları üzen olayları birlikte görüyor ve çok üzülüyoruz. Problemin sebeplerini araştırıyor ve çareler arıyoruz. Bu mevzuda BEDİÜZZAMAN hazretlerinin de Münazarat isimli eserinde problemi nasıl gördüğüne bakalım, sunduğu reçeteleri birlikte okuyalım. O’na göre hastalığımızın genel adı ,-zindan-ı atâlet-(TEMBELLİK) tir. Önce bu derde düşüş sebepleri araştırılıyor.


“S - Zindan-ı atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?”


Bediüzzaman soruyor ve cevabını da söylüyor. Hayatı faaliyet, hareket olarak ifade ederek şevkli olmaya dikkatimizi çekiyor. Zira şevk, her türlü hizmette taşıyıcı yani binektir.


“C - Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir(bineğidir). İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat(hayat mücadelesi) meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan


1)YEİS(Ümitsizlik) rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. “ Birinci problemin adı belirtiliyor, çaresi de Yüce Kitabımızdan gösteriliyor;

Ehadiyet Vahidiyet meselesi-1



... Ehadiyet veya Vahidiyet olarak ifade edilen Allah’ın birliği, sayı olarak ikinin yarısı anlamına gelen bir cinsinden, yani sayısal anlamda bir demek değildir. Çünkü sayı ancak O’nun yarattığı mahlûku ve mülkü için geçerlidir. Onun için İmam-ı Azam, Fıkh- ı Ekber’inde; “O’nun birliği, sayı yönünden değil, eşi benzeri olmaması yönünden bir demektir” şeklinde ifade etmiştir.

... “Allah’a yemin ederim ki, gerek bu dünyada, gerekse ahirette, yani ihata ve kemal yoluyla Allah’ı Allah’tan başkası bilmez. Allah Mahiyetten münezzehtir. O Ehaddir ve kemiyetten münezzehtir. O Sameddir ve keyfiyetten beridir. O doğurmamıştır, bilakis O Mübdidir. Doğrulmamıştır, bilakis O Kadimdir. Hiçbir şey, Zât, sıfat ve ef’al itibariyle Allah’ın dengi olamaz…”

... VE SIRR-I EHADİYET:

Yardım Eli

Sorularla Islamiyet