
Kainatın Rabbi Yüce Allah'a sonsuz hamdler O'nun Resulü Muhammad Mustafa (sav)'ya ve Ehl-i Beytine sayısız salat ve selamlar olsun.
Günümüzün şer güçlerinin İslâm davetçileri ve İslâma kendini adamış hizmet erlerine yönelik çok sinsi planları vardır.
Bu amaçla İslâm davetçilerini pasifleştirmek ve atıl bir duruma düşürmek için özellikle basın-medya yoluyla çok yoğun olumsuz propagandalar yürütülmektedir. Şeytan taifesinin bu çabası daha çok davetçilerin mücadele azimlerini kırmak ve hizmetlerini azaltmaya yöneliktir.
İslam davetçilerinin şeytan ehlinin bu uğraşları karşısında daha bir uyanık ve dikkatli olmaları vazgeçilmez bir zaruret olmuştur. Sürdürülen bu oyun ve tuzaklar karşısında; fedakarlık azim ve gayretten geri adım atılmamalı ve hizmet için her imkan kullanılmalıdır. Zira Allah'ın huzuruna alnı ak biçimde çıkmanın yolu da budur.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim...
5)Şeytan İslam davası uğrunda kendini hizmete adamış davetçiyi yoldan saptırmak ve hizmetten alıkoymak için; yoldan çıkmış olanları dava için hizmet etmeyen tembel tembel duranları sa'y ve gayretini göstermeyenleri örnek göstermeye çalışır. Atıl durumda olanlardan etkilenen kişide şu kanaat oluşur; "Madem onlar çalışmıyor fedakarlıkta bulunmuyor ve zahmetlere katlanmıyorlarsa ben niye kendimi yorayım? Bu iş bana mı kalmış?" Bu düşünce kişiye bulaştı mı işlemeyen demirin pas tutması gibi tembellik kabuğu vücudun bütün yapısını kapsar ve hizmet aşkı körelir.
Başkalarının tembelliğinden etkilenmemek için; "Tevekkül edenler başkasına değil sadece Allah'a tevekkül etsinler." (İbrahim: 87) kalesine sığınılmalıdır. Davaya hizmet şahıslar veya dünyalık beklentiler üzerine tesis edilmemeli. Hizmet şahıslar üzerine tesis edilirse amacından sapar. Çünkü şahıslar fani varlıklardır. Allah'ın davası ise baki ve daimidir. Hizmet Allah için olmalıdır. Allah kendisi için yapılanları asla boşa çıkarmaz kendisine dayananları yalnız bırakmaz ve kendisine güvenenlerin ümidini kırmaz. Hizmeti terkedenler bize örnek olamazlar. Bizim örnek alacağımız şahsiyetler peygamberler ile onların fedakâr takipçileridir.
6)Mümin kişi iman bağıyla çok sağlam bir kaleye yapışmış olur. Bu yapısını koruduğu müddetçe çok büyük başarılar elde edebilir. Yeterki içinde iman ile gelen cevherini fark edebilsin. Fakat şeytan değişik kuruntularla davetçiyi aciz ve güvensiz hale getirmeye çalışır: "Senin bu işi yapabilecek yeteneğin yok bu hizmeti kaldıramazsın. Bu hizmeti yapabilecek başkaları dururken niye kendini harap ediyorsun? Bırak da hizmeti onlar yapsın" gibisinden telkinler ile işi başkasına havale etme düşüncesini yaymaya çalışır. Bu kanaat davetçide yerleşirse içindeki cevheri karanlığa gömmüş kabiliyetlerini köreltmiş olur ve gayretini kaybeder.
Hizmeti başkasına havale etme düşüncesinden kurtulmak için; "Siz doğru yolda olunca dalalete düşen kimse size zarar veremez." (Maide:105) prensibi ölçüt alınmalıdır. Davetçi kendisini hidayete ulaştıran Allah'a sonsuz hamdler etmeli ve O'nun dosdoğru yolunda emin adımlarla yürümelidir. Başarıyı veren Allah'dır. "Gevşemeyin üzülmeyin. Eğer inanmışsanız en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran:139)
Madem iman insanı yeryüzünün halifesi konumuna getiriyor bu durumda bu iman cevheri ile her davetçi etrafını aydınlatmakla ve bataklıkları kurutmakla mükelleftir. Bu aşkla hizmet edenler başkasının suskunluğu pasifliği ve uyuşukluğunu kendilerine ölçüt almazlar. Hizmet yolunda hayatları boyunca sa'y ve gayretlerini devam ettirirler.
7) İslam davetçisi davetini yaymak ve bu yüce davaya hizmet etmekle mükelleftir. Başarıyı elde etmek ise Allah'ın takdiri iledir. Hizmet yolunda hedefe ulaşmak ve neticeyi elde etme hırsı kişiyi Allah'ın vazifesine müdahale etme düşüncesine götürür. Kişi bu düşünceye kapılırsa üstesinden gelemeyeceği görevi omuzlamak gibi ağır bir işe bulaşır ki bu durum kişiyi içinden çıkılmaz saplantılara sürükler: "Yaptığım hizmetin neticesini ben belirlerim hedefe mutlaka ulaşmalıyım" gibi vehimlere kapılan kişi isteklerine de ulaşamayacağına göre hedeften sapar ve hizmeti bırakma zafiyeti göstermeye başlar. "Madem neticeyi ben belirleyemiyorum arzuladığım sonuçlara ulaşamıyorum; bu durumda çalışmanın hizmet etmenin ne anlamı var?" gibisinden yanlış kanaatlere kapılır sa'y ve gayretini bırakır.
Allah'ın vazifesine müdahele etme hastalığından kurtulmak için "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" (Maide:105) "Azim ve gayretini gösterdikten sonra Allah'a tevekkül et" prensipleri ölçüt alınmalıdır. Davetçi; severek gönül rızası ile vazifesini ifa etmeli ve bu konuda elinden gelen gayreti göstermelidir. Başarıya ulaşmak veya neticeyi elde etmek ise Allah'ın takdiri iledir. Çünkü davetçinin görevi sorumluluk bilinciyle hizmet etmektir. Başarmak ya da başarmamak hizmetin karşılığını belirlemek; Allah'ın takdirine bağlıdır. Davetçinin görevi aksatmadan hizmeti sürdürmek ve bu konuda tüm imkanlarını seferber etmektir.
8) İslam davasına hizmet; ömür boyu ve süreklidir. Bu hizmet uzun seneler devam edince şeytan ve taifesi kişiye yanaşır ve: "Bu işin sonu gelmez bu yükü kaldıracak takata sahip değilsin çok yoruluyorsun kendini harap ediyorsun. İstirahata ihtiyacın var rahatlık yüzü görmüyorsun. Hep böyle çile ve zahmetleri mi çekeceksin? Bünyen bunu kaldıramaz" kuruntularını yayar. Eğer davetçi bu vehimlere kulak verir ve önemserse kendi rahatını düşünmeye başlar ve yorucu işlerden elini çeker. Neticede bencil ve menfaatçi bir tutum takınır ve hizmet aşkını kaybeder.
Bütün sıkıntıların anası ve bütün rezilliklerin kaynağı olan "Rahatına Düşkünlük" hastalığından kurtulmak için: "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" prensibi ölçüt alınmalıdır. Şu unutulmamalı ki Allah için yapılan ameller asla karşılıksız kalmayacaktır. Her çaba ve fedakarlığın karşılığı mutlaka verilecektir. Dünyalık basit ücretler karşılığında her gün 8-10 saatini tüketen bir şahsın bedeli "cennet" olan bir hizmette daha fazla gayretli olması gerekmez mi? Bedel ve ücret büyüdükçe çaba ve gayretin o derece artması en layık olanıdır.
Çok iyi bilinmeli ki; fani dünyalıkları elde etme rahatlık vasıtası olamaz. Bütün varlığını ve sermayesini Allah'tan alan bir davetçi için en mükemmel rahatlık ve mutluluk; Allah'a kulluk ve itaatte öncü olmak O'nun rızasını kazanabilmek ve cehennem ateşinden azad olup cennet nimetlerini hak edebilmektir. Bundan dolayı hizmet ehli için İslam davası uğrunda sıkıntı çekmek; külfet ve eziyet değil belki de manevi bir lezzet kaynağıdır. Çünkü çekilen sıkıntılar Allah'ın rızasına götüren basamaklardır. Bu basamaklar aşıldıkça gönül hoşnutluğu o derece artacak ve kainatın Rabbine bir adım daha yaklaşılmış olacaktır.
"Sizin için meşakkatte büyük bir rahatlık vardır. Fıtratı coşkulu olan insanın rahatı çalışma ve mücadele etmektedir." (Münazarat)
Bütün bu izahatlar neticesinde asrımızın en büyük hastalıklarından olan "tembellik" kabuğunu kırmanın her davetçi için ertelenemez bir aciliyet arzettiği çok iyi anlaşılmıştır. Bu durumda hizmete kendini adamış her bir davetçinin ömür sermayesinin her bir anını sa'y gayret ve mücadele ruhuyla geçirmesi vazgeçilmez bir zaruriyet olmuştur.
Zaman boş boş oturma zamanı değildir...
Zaman hizmetten el-etek çekme zamanı değildir...
Zaman gaflette olma zamanı değildir…
Zaman pasiflik ve tembellik zamanı değildir...
Zaman ölümcül uykuya dalma zamanı değildir..
…..
Zaman sa'y ve gayret zamanıdır...
Zaman fedakarlık zamanıdır...
Zaman uykudan uyanma zamanıdır...
Zaman elbirliği ile hizmete atılma zamanıdır…
Zaman Allah'a verilen ahdi yerine getirme zamanıdır...
Zaman Muhammed Mustafa'ya ümmet olma zamanıdır…
Allah'ın selam ve rahmeti hepinizin üzerinde olsun.
A.Gönül

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder